Humanstudio Futbola Özgü Kanat Testi (Wingertest)

Humanstudio Laktat Testi

 

Meduna Örneği...

Sportif Performans

Dayanıklılık

Neden Laktat Testi?

Antrenman Ama Nasıl?

Spor Psikolojisi

Beslenme

Sporcu Beslenmesi

Yaşlanma ve Spor

Doping

 

Humanstudio Sağlıklı Yaşam Danışmanlığı

 

SPORTİF PERFORMANS

Yazan : Özgür Şahin

   Sporbilimciler sportif performansı "Bir fiziksel aktivite sırasında,  o fiziksel aktivitenin gerektirdiği fizyolojik,  biyomekanik ve psikolojik verim" ve bu verimin düzeyi olarak tanımlamışlardır. Performans çok çeşitli şekillerde tanımlansa da herhalde en uygunu sporcunun yeteneklerini en üst düzeyde müsabakaya yansıtması denilebilir.

   Performansın oluşumunda temel öğeler sporcunun
enerji oluşturma kapasitesi , nöro muskular iletimi (branşa özgü teknik olarak açıklanabilir) ve psikolojik faktörlerdir. En üst düzey performansa ulaşmak için bu üç faktörün aynı anda ortaya koyulması gerekir. Bu faktörlerden herhangi birinin eksikliği yüksek düzeyde performansın oluşmasını engeller. Yani teknik kapasitesi çok yüksek bir sporcu psikolojik olarak iyi hazırlanmış olsa da yeterli enerji oluşturma kapasitesine ulaşmamışsa üst düzey bir performans sergileyemez.

   Ülkemizde yapılan bilimsel çalışmalar göstermektedir ki sporcularımızın en büyük eksikliği enerji oluşturma kapasitelerinin uluslar arası sporcularla kıyaslandığında düşük seviyelerde kalmasıdır. Sporcularımız birçok branşta teknik anlamda yeterli seviyelere ulaşmalarına rağmen uluslar arası alanda başarılı olamama sebeplerinin başında bu durum gelmektedir.

   Enerji oluşturma kapasitesini oluşturan temel faktörlerin başında
fiziksel yapı , genetik miras ve antrenman gelir. Fiziksel yapı branşın gerektirdiği anatomik ve fizyolojik özeliklere uygunluğu ifade eder. Yani bir örnek vermek gerekirse ; patlayıcı kuvvet gerektiren bir spor yapan sporcunun daha hızlı kasılan Tip 2 denilen kas fibrillerine , aerobik tarzda dayanıklılık sporu yapan bir sporcunun ise aerobik kapasitesi daha yüksek ama daha yavaş kasılan Tip 1 denilen kas fibrillerine ihtiyacı vardır.

   Genetik miras ise bu fiziksel yapının meydana geliş sürecinden enerji oluşumunda rol oynayan biyokimyasal ve hormonsal sistemlerin kontrolüne kadar birçok önemli faktörün temel sorumlusudur. Yeni geliştirilen yöntemlerle yapılan bilimsel çalışmalar genetik özelliklerin bu konuda sanıldığından daha da büyük bir öneme sahip olduğunu göstermiştir. Diyebiliriz ki genetik olarak yeterli şansa sahip olmayan bireylerin en üst düzeyde sporcu olabilmeleri ne yazık ki imkansıza yakındır.

   Performansı geliştirme konusunda elimizde olan en önemli faktörse antrenmandır. Antrenman "belirli bir sistem içinde hedeflenen sportif performansı elde etmek için bir program çerçevesinde, sportif performans öğelerini geliştirmeye yönelik çalışmaların tümüdür" şeklinde tanımlanmıştır. Aslında antrenman performansı oluşturan enerji kapasitesi , teknik kapasite ve psikolojik faktörleri artırmaya yönelik belli sınırlar içinde organizmaya yapılan yüklenmelere verilen isimdir. Burada üzerinde durulması gereken nokta antrenmanın belli bir hedefe ve sisteme sahip olması ve belli sınırlar dahilinde olması gerektiğidir. Yani belli bir planlama yapılmadan, sistematik ve ritmik olmayan antrenmanlar performans gelişiminde istenen sonucu doğurmayacaktır.  Ayrıca belli sınırlar dahilinde yapılmayan örneğin gelişigüzel yüklenmelerle ya da saatlerce en üst düzeyde yapılan yüklenmelerle de  istenen gelişme sağlanamayacaktır. Bu konuyla ilgili detaylı bilgiyi "Antrenman ama Nasıl" konusunda bulabilirsiniz.

   Enerji Sistemleri

     Performans konusunu anlamak için öncelikle enerji sistemlerini anlamak gerekir. Vücudumuz gereksinim duyduğu enerjiyi yediği besin öğelerini sindirip küçük moleküllere ayırarak bu sırada ortaya çıkan kimyasal enerjiden sağlar. Bu işlem sırasında oksijen kullanılırsa Aerobik Enerji Yol, oksijen kullanılmazsa Anaerobik Enerji yolu denir. Aşağıdaki grafikte enerji yolları oldukça basit bir şekilde anlatılmıştır.

   Temel besin öğeleri olan proteinler , yağlar ve karbonhidratlar parçalanarak hepsi de ara bir madde olan Asetil CoA denilen bir bileşiğe dönüşür. Bu bileşik ortamdaki oksijenin de katılımıyla Krebs çemberine katılıp bir dizi kimyasal işleme girer. Bu işlemler sonucu 3 fosfatlı bir bileşik olan ATP ve beraberinde su ile karbondioksit açığa çıkar. Vücudumuzdaki temel enerji birimi ATP'dir. Enerjiyi ATP deki  fosfatlardan birinin kopmasıyla oluşan kimyasal enerjiden sağlarız. Fosfatını kaybetmiş bu bileşiğe ise ADP adı verilir.

Bu grafikteki gibi vücudumuzda bir ATP havuzu bulunduğunu varsayalım. Bu ATP havuzundaki ATP'nin önemli bir kısmı oksijen varlığıyla gerçekleşen Aerobik yoldan sağlanır. Fakat ortamda yeterli oksijen olmadığı durumda vücudumuz farklı bir metabolizmayı (kırmızı çizgilerle gösterilen) devreye sokar. Bu sistem Anaerobik sistemdir ve bu sistemde temel besin öğelerinden sadece karbonhidratlar kullanılır. Karbonhidratlar oksijen kullanılmadan daha hızlı bir yoldan metabolize edilir ve daha az miktarda atp elde edilir. Fakat bu sistem sonucu ortaya Laktik asit denilen bir metabolit çıkar.

   Aslında üretilen bu Laktik Asitte vücudumuzda karaciğer tarafından  parçalanarak yeniden bir enerji kaynağı olarak kullanılır. Yani vücudumuz bir yandan laktik asit üretirken bir yandan da bu asiti parçalayıp enerji kaynağı olarak kullanmaktadır. Egzersiz temposu bell bir aşamaya çıkıncaya kadar bu yapım ve yıkım dengesi devam eder fakat belli bir aşamadan sonra oluşan asit miktarı vücudun yıkım kapasitesinin üzerine çıkmaya başlar. Bu noktadan sonra asit birikmeye (göllenmeye) başlar ve beraberinde H iyonlarının artmasıyla bir süre sonra egzersizin sürdürülmesine engel oluşturan bir durum ortaya çıkar.

   Diğer bir enerji yolu da Kreatin fosfat yoludur( grafikte mavi çizgilerle gösterilen). CrP denilen bu bileşikten bir fosfat koparak iki fosfatlı ADP ie birleşerek ATP haline dönüşür. Fakat CrP bileşiği vücutta kısıtlı bir miktarda depolanabilir. 3 - 8 saniyelik maksimal eforlarda bu yol öncelikle kullanılır.

   Yandaki grafikte süreyle total enerji oluşturma arasındaki ilişki görülmektedir. Maksimal şiddette bir efora başlandığında ortalama 90 kCal/dk lık bir enerji açığa çıkmaktadır. Bu enerjinin büyük bir kısmı CrP (eflatun renkli) yoluyla elde edilir. Fakat bu sınırlı bir kaynaktır ve yaklaşık 7-8 saniye maksimal düzeyde  kullanılabilir.

   Bu konu işlenirken sıkça  yapılan bir yanlış bu sistemlerin birbirinden bağımsız çalıştığını düşünmektir. Yani efor başladığında sadece CrP yolunun kullanıldığı daha sonra diğerlerinin devreye girdiği zannedilebilir. Oysa bütün enerji sistemleri basit gündelik işlerimizi yaparken bile devrededir. Sadece yaptığımız efora göre bu sistemleri kullanma oranlarımız değişir.

   Bu ilk 7-8 saniyelik süreden sonra enerji oluşturma metabolizmasında Anaerobik yol (yeşil renkli) ağırlık kazanmaya başlar. Grafiktede görüleceği gibi enerji oluşturma miktarı da düşmeye başlamıştır. Basit bir örnek; 100m. 10 saniyenin altında koşulmaktayken 400m. 43 saniyenin üzerinde koşulmaktadır. Oysa vücudumuz ilk 10 saniyedeki enerji oluşturma kapasitesini devam ettirebilse 400m yi 40 saniyenin altında koşabilirdi.

   Anaerobik yoldan enerji oluşturma kapasitesi de ilk 1 - 1,5 dakikadan sonra yavaş bir şekilde düşmeye başlar. Oksijenli sistem ise yavaşça ağırlığını artırır fakat bu sırada başlangıçta oluşturulabilen enerji miktarı 90 kCal/dk iken şimdi  30-40 kCal/dk kadar düşmüştür. Aerobik sistemle ortaya çıkarılan enerji miktarı azalsa da egzersiz süresi çok artarak yaklaşık 2 saat kadar daha sürdürülebilir.

   Enerji oluşumunu sınırlayıcı faktörler :

  • Glikojen depolarında azalma : Enerji sistemlerimizin öncelikle kullandığı besin öğesi karbonhidratlardır. Karbonhidratlar vücudumuzda glikojen olarak depolanır. Egzersizin uzamasıyla beraber glikojen depoları da boşalmaya başlar ve bu azalma belli bir orana gelince merkezi sinir sistemi kendini korumak amacıyla enerji deşarjını keser.

  • Dolaşım ve Solunum sistemi sınırlılıkları : Aerobik sistem için gereken oksijen dokulara dolaşım sistemi tarafından taşınır. Oksijen kandaki hemoglobin denilen bir yapıyla taşınır ve bu hemoglobin miktarı taşınabilecek oksjien kapasitesini belirler. Egzersiz yoğunlaştıkça oksijen ihtiyacı artacak fakat solunum , kalp ve damar kapasitesi ile hemoglobin miktarı artmayacağı için dokulara yeterince oksijen taşınamayacaktır.

  • H ionları artışı: H ionlarının artışı ortamın pH ını düşürür ve bir süre sonra metabolik asidozis denilen tablo oluşur. Burada önemli olan bir nokta yorgunluğa ya da tükenmeye sebep olan maddenin direkt olarak laktik asit değil yoğunluğu artan H iyonlarının ortamı asidik hale getirerek enerji oluşum ve kas kasılma mekanizmasını bozmasıdır.

  • Isı Artışı : Vücudumuzda aynı bir motor gibi enerji oluştururken bol miktarda da ısı üretir. Egzersiz sırasında da vücut ısısındaki artış çok yüksek boyutlara çıkınca MSS egzersizi sonlandırır.

  • Psikojenik Faktörler : Zorlayıcı eforların sürdürülmesi için psikolojik direnç gerektirir. İsteksizlik , yenilgiyi kabul etme vb. gibi durumlarda vücut zorlayıcı koşullara adapte olamaz.

  • Çevresel Faktörler : Çevre ısısının çok yüksek ya da düşük olması da enerji oluşumunu etkiler. Ayrıca rakım artışında Parsiyel Oksijen Basıncı düştüğü için metabolizma oksijen taşımak için daha fazla hemoglobine ihtiyaç duyar.

   Makaleler sayfamızda konuyla ilgili birçok İngilizce yayın bulabilirsiniz.

Copyright©2005 İnsan Studiyo Ltd. Şti.

Site Tasarım : Özgür Şahin